Radyoaktivite ve İyonlaştırıcı Radyasyon

0
2156
radyoaktivite ve iyonlaştırıcı radyasyon

19 ve 20.yy’ın en önemli buluşları arasında madde ile etkileşime giren kimyasal elementler önemli bir yere sahipti. Fizik kurallarına göre kararlı yapıya sahip olan bu elementler, kuantum fiziğine göre kararsız bir yapıya sahipti. Bu dönemde kararsız elementlerin fark edilmesinden sonra radyoaktivite tanımlaması yapılırken çekirdeklerin kararlı hale dönüşümleri sırasında çeşitli türlerde radyasyon yaydığı keşfedilmişti.

Rutherford ve Radyoaktivite

Nükleer fiziğin yaratıcısı olarak görülen Rutherford alfa ve beta radyasyon tanımlaması yapmış, elementlerin yaymış olduğu radyasyonu belirlemeye yönelik önemli buluşlar gerçekleştirmiştir. Atom çekirdeğini keşfeden Rutherford nükleer enerjinin sağlıktan, elektrik üretimine kadar pek çok alanda kullanılmasına ortam hazırlamıştır.

İyonlaştırıcı Radyasyon Nedir? Aktif Kullanım Alanları

Gerek X ışınları gerekse de Radyoaktivitenin keşfi, yaşadığımız gezegen için yeni bir dönemin başlamasını sağlamıştır. Üstelik yalnızca Fizik biliminde değil, sağlık, tıp, askeri teknoloji gibi alanlarda da önemli etkiler yaratmıştır.

1895 yılında keşfedilen X ışınları yalnızca bir yıl sonra ABD’de bir meme kanseri hastasının tedavisinde kullanılmış ve radyoterapinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Ortaya çıkış döneminde her tür sağlık sorununda kullanılabileceği düşünülen radyoaktif radyum içeren ürünler kanserden kozmetik ürünlere kadar geniş bir alana yayılmıştı. Fakat 1900’lü yıllarda radyasyonun biyolojik etkilerinin bilinmemesi nedeniyle, bilinçsiz bir şekilde aktif kullanım başlamıştı.

Çok değil 10 yıl sonra radyasyonun canlı yaşamı üzerinde çok ciddi sağlık sorunları yarattığı gözlenmişti. Örneğin cilt kanseri tedavisi sırasında radyum kaynağını çıplak eli ile tutan pek çok uzman kısa bir süre sonra parmaklarını kaybetmiştir.

İyonlaştırıcı Radyasyon Faydalı mı, Zararlı mı?

İyonlaştırıcı radyasyon temel de enerjinin elektromanyetik dalga ya da parçacık şeklinde ilerlediği ortamda yer alan molekülleri iyonlaştırmaktadır. Yaklaşık 12,4 eV’lik bu enerji iyonlaşmanın meydana gelmesini sağlamakta ve iyonlaştırıcı radyasyon kullanılmaktadır. Fiziki açıdan bu şekilde açıklayabileceğimiz iyonlaşma, biyolojik açıdan iki şekilde tanımalanır. Birinci tanımlama da radyasyon DNA molekülleri üzerine etki ederek DNA üzerinde kırıkları oluşturur. Tek ya da çift sarmal kırıklar dışında baz hasarı da bu iyonlaşmanın etkileri arasında yer alır.

İyonlaştırıcı radyasyonun ikinci etkisi ise su molekülleri üzerinedir. Hücre içerisinde su molekülleri ile etkileşime giren radyasyon, zararlı toksik serbest radikallerin oluşmasını sağlamaktadır. Serbest radikallerin DNA ile yakın bir alanda oluşması ciddi DNA hasarlarına yol açarken hücrenin savunma mekanizması sayesinde bu etki azaltılmaktadır.

Günümüzde çeşitli hastalıklar açısından aktif olarak kullanılan iyolaştırıcı radyasyon hastalığın tanımlanmasında ve tedavi sürecinde oldukça iyi sonuçlar vermektedir. Fakat kontrolsüz bir biçimde kullanılması durumunda hem insan hem de çevre sağlığının sonunu getirmesi kaçınılmazdır. Kaynaklara göre onarılamayan ya da yanlış kırıklara yol açan radyasyonun her 100.000 kişiden 5’inde kansere neden olduğu belirtilmektedir. Ortalama 3 – 20 yıl arasında iyonlaştırıcı radyasyonun ikincil kanser belirtilerini ortaya çıkardığı da söylenmektedir.

Yararlanılan Bazı Kaynaklar

(1) http://www.who.int/ionizing_radiation/about/what_is_ir/en/
(2) http://www.epa.gov/rpdweb00/understand/ionize_nonionize.html
(3) http://www.bbc.co.uk/schools/gcsebitesize/science/edexcel/electromagnetic_spectrum/electromagneticspectrumrev5.shtml

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here