Cennete doğru

0
2411

hubble.jpg - 45.24 KB

Fırlatılışından yaklaşık 20 yıl sonra Hubble Uzay Teleskopu’nun keskin gözleri evrenin derinliklerindeki sırları tarıyor.

Bulutsuz bir akşamda, açık havada, güneş battıktan hemen sonra ya da gün ağarmadan hemen önce yerkürenin orta enlemlerinde iseniz eğer, eğimle gelen gün ışığı 600 kilometre yukarıdaki uydulardan yansıdığında, bazen, onu görebilirsiniz -atmosferdeki çalkalanma, yavaş yavaş ilerleyen ve ortalama bir yıldızdan çok da parlak olmayan bu noktanın yumuşak ve kesintisiz hareketlerinin aksak ve düzensiz olarak algılanmasına yol açar. Ve işte bu görüntü, temelde, Hubble Uzay Teleskopu’nun kariyerinin ilk günlerini tanımlar…

Fırlatılışı defalarca ertelenen, ardından, yörüngeye oturtulmasından çok kısa bir süre sonra miyop olduğu anlaşılan, bir uzay aracı mürettebatı tarafından onarılan ve sonra diğer uzay araçlarının mürettebatı tarafından geliştirilen Hubble Uzay Teleskopu, onun aracılığıyla uzayı gözlemleyen kişi sayısının daha önceki hiçbir örnekte olmadığı kadar yüksek olduğu, dünyanın en popüler bilimsel aletine dönüştü. Bilim insanları onun elde ettiği verileri kullanırken; adını evrenin genişlediğini keşfeden Edwin Hubble’dan alan bu teleskop görüntülediği yıldız kümesi, bulutsu ve galaksi fotoğraflarıyla, neredeyse Google kadar ünlendi.

Bilimsel devrimi tetikleyen şeyin genelde araçlar -özellikle de teleskoplar- olması nedeniyle, insansız bir teleskopun bilimin sembolü haline gelmesi hiç de şaşırtıcı değil. Bizler, genellikle, bilimin büyük düşünürler tarafından ortaya çıkarılan büyük buluşlar olarak değerlendirilmesi eğilimindeyiz. Ancak bu, büyük oranda, bilimsel devrim öncesinde, bilginin genellikle filozofların kitaplarında arandığı dönemlerden kalma bir düşünce biçimi. Bilimde araçlar, savlardan daha güvenilir olabiliyor. Galileo’nun teleskopunun nesnel gözlemleri, o dönemde hakim olan Dünya merkezli evren modelinin eksiklerini gözler önüne sermekte Galileo’nun savlarından daha etkili oldu. Newton’un Hareket Yasaları, geçerliliklerini, kuşku götürmez bir biçimde açıklanmış olmalarından çok, gökbilimcilerin teleskoplarından göreceklerini tahmin edebildikleri için korudu. Galileo’nun çağdaşı Johannes Kepler, bilimsel aletler kullanılarak yapılan gözlemlerin, yüzyıllar boyunca süregelen akıllı ama cahil söylemlerin yerini alabileceğini kavramakta hızlı davrandı. Teorik matematikçi olan ve hiçbir zaman bir teleskopa sahip olmayan Kepler, Galileo’nun buluşunu, “Her şeyi bilen ve her asadan daha da değerli olan bir boru” sözleriyle övdü.

Hubble, Galileo’nun teleskopunun Kepler yörüngesine fırlatılmış hali. Ve bu iki bilim insanı bugün yaşasalardı eğer, kanımca, Hubble’ın teknolojik karmaşıklığından çok, eski düşünceleri sorgulayan noktaları gün ışığına çıkarma -ve bunları İnternet’te yayımlama- potansiyelinden etkilenirlerdi; çünkü bilim her zaman bilgiyi yaymak amacını gütmüştür. Hubble’ın fırlatılmasından neredeyse 50 yıl ve onun dayandığı -mikroişlemciler, dijital görüntüleme ve haberleşme sistemleri ve uzay mekiği gibi- gelişmelerden çok önce, 1946’da, büyük astronomik bir teleskopu yörüngeye yerleştirmeyi öneren astrofizikçi ve dağcı Lyman Spitzer Jr. da eski düşünceleri sorgulamanın ve bilgiyi yaymanın öneminin bilincindeydi. Spitzer, bu teleskopun, mevcut düşüncelerin sınanması ve rafine edilmesinin yanı sıra yeni düşünceleri ateşleyeceğini de vurguluyordu. “Böylesine yeni ve çok güçlü bir cihazın yaptığı en önemli katkı, içinde yaşadığımız evrenle ilgili mevcut düşüncelerimizi desteklemek değil, henüz hayal edilemeyen yeni oluşumları ortaya çıkarmak ve belki de uzay ve zaman konusundaki temel kavramları tamamen değiştirmek olacak” öngörüsü de Spitzer’e aitti.
AA

Detaylı bilgi için: https://www.onlinefizik.com/content/view/843/161/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here