fotonun oluşması için illaki elektronun atom yörüngeleri arasında atlaması gerekmiyor.
yüklü olan parçacıklar zaten
ivmeli hareket yaptığında elektromanyetik ışıma yapıyorlar. elektronlar kapalı bir dairesel yörünce izlediği için zaten açısal hızlarından dolayı ivmeli hareket ediyorlar, ayrıca yörüngeler kanunu gereği her hareket noktasında hızı değişmekte. [biz içimizden her an elektromanyetik dalgaların (ışınların) geçtiği bir alemde yaşıyoruz. ve kendimiz de bir elektromanyetik ışın kaynağıyız.]
elektron ışıma yaparak çekirdeğe düşmüyor çünkü çekirdekten bir itici kuvvetle itiliyor. böylece yörüngesinden ayrılmıyor (herhangi bir uyarılma söz konusu olmazsa)
doğrusal bir tüpte yalnız başına bir elektronu hızlandırdığımızı düşünelim. hatta tamamen bir vakum ortamı olsun, elektronun ortalama serbest yolu ile tüpün uzunluğunu eşit alalım. elektronu bir elektrik alan altında hızlandıralım ve bu alan şiddetini zamanla artıralım. elektron gittikçe hızlanacak yani ivmeli hareket yapacaktır ve bu durumda ışıma yaparak enerjisini kaybetmeye başlayacaktır. diğer taraftan
maddi nesnelerin ışık hızına ulaşması imkansızdır ve bilindiği gibi maddi nesneleri fermiyonlar oluşturmaktadır. [biz ise düzenli şekillenmiş fermiyonlarız.]
kuantum mekaniği bir inanç değil benim görüşümde bu yüzden inanıp inanmamak gibi bir olgu da geçerli değil. biz fotoelektrik olayın uygulamalarını günlük hayatta görüyor muyuz? evet. çipleri elektronik aletlerin içine yerleştiriyor muyuz? evet. yani kuantum mekaniğini aslında günlük yaşantımızda kullanmaya çoktan başladık bile. şu an bu yazıları okurken baktığınız ekran ya bir katot ışınları tüpünün gelişmiş hali ya da plazma ekranlı yani yine kuantum mekaniğinin teknolojik uygulamalarından...
oldu ki biyolojik yapımız ışık hızına çok yakın bir hızda hareket etmeye elverişli bir halde ve bizi 0,9c hızı ile uzaya fırlatıyorlar... inanıyorum ki ben görünüşte daha ince ama kiloda daha fazla olurum
