Hayat, zaman. Sevgi!
Sevgi ile doğduk, etrafımıza sevgi saçtık ilk gözlerimizi açtığımızda ve ilk gülüşümüzde yine sevgi dağıttık dünyaya ve tüm bunlar ilklerle sınırlı kalmadı. Zaman aktı, hayat devam etti ve yine siz sevgi ile yaşam bulan siz sevgi ile devam ettiniz. Zaman denen akli dengeleri zorlayan anlaşılması zor olan bu varlık sonsuzluğa sanki erişircesine akıp geçti. Durmak yoktu, size dair ne varsa geçmişe bıraktı ve hep bir yerlere sürüklendiniz. Gördünüz ki sevgi olmadan asla! İşte bir gün bunun farkına varmanız hayatın bir gerçekliği ile daha karşı karşıya kaldığınızı gösterir. Farkında olamadığımız ve şuracıkta duran gerçekler, çoğu zaman insandan çok şey alır unutuldukların da. Hani küçük şeyler deriz ya küçük bir tebessüm, sıradan merhaba diye seslenmek, sadece göz göze gelmek bir an, küçük de olsa bir şeyleri paylaşmak bazen duygu bazen düşünce, bir babanın,annenin çocuğuna karşı olan sevgisini göstermesi gibi sadece küçük şeyler hep hayatımızın içerisinde olağan olması gereken ve aslında farkına varamadığımız gerçekliklerdir. İşte bu gerçekliklerin hep kaynağında sevgi var; sıcacık bir tebessüm de dünya zenginliklerinin veremeyeceği saf bir sarhoşluk vardır insana dair. Bu güzelliklerin farkına vararak yaşamak hayal bile edilemeyen tadlar yaşatır, inanın. Farkında olmak, anlayabilmek ve sevebilmek… Aslında hiç de zor değil gibi görünse de hayat zaman endeksli tükeniyor hiç yaşanmamışcasına…
Herşey ve de herşey geçmişe bir iz gibi damgalanıyor ve orada kalıyor. Öyle bir dünyadayız, kurallarını bile bilmediğimiz, anlayamadığımız bir dünyada. Size, insanın benliğine dair ne varsa hep geçmişte. Ne var ki zaman sadece geleceğe gidiyor, ne var ki geçmiş bir daha değişmemek üzere hep orada olacak ve orada kalacak. Sadece biz, bizim benliğimize dair birkaç hatıra ile geleceğe akacağız farkında olabildiklerimiz ve olamadıklarımızla…
Hayat zaman gibidir, onunla bağdaşıktır, onun gibi hem karmaşık hem de anlaşılmazdır. Karmaşıklığı bir yana anlaşılmazlığı tekdüzeliğinden kaynaklanıyor. O tek düzelik de sadece bir ama koca bir “hiç”ten kaynaklanıyor.
Hayat koskoca bir hiç! Yokluğu da varlığı da, yaşanılanlar da farkında olabildiklerimiz de koca bir hiç! Bir gün sevgi ile dünyaya geldik ve başka bir gün hiçliğin ötesinde belki sevgiden ırak belki de sevgi ile bir ayrılış. Bundan sonrası hiç değişmemek üzere geçmişte kaldı. Siz, benliğimiz sadece geçmişte kaldı o ayrılıştan sonra. Yaşanılanlar, duygular, farkında olduğumuz ya da olamadıklarımız, küçük şeylerimiz ve biz oradaydık, orada kaldık. Ya şimdi?
Bu hiçliğimize rağmen sevgiden vaz mı geçeceğiz? Göremediğimiz farkında olamadıklarımızı, küçük şeylerimizi, anlamsızlandırdıklarımızı, anlamak istediklerimizi… Elbetteki hayır olmalı. Sevgi ile başladık, sevgi ile merhaba dedik ve neden sevgi ile yaşamayalım ki? Bu hiçlik sıfatından bizleri, bizim benliğimizi kurtaran sevgi değil midir? O son ayrılıkta geçmişte kalmayacak, bizimle olan sevgi değil mi? Öyleyse herşeyimizin, bize dair olan herşeyin kaynağı sevgimizi yitirmemeliyiz.
Unutmayalım ki tek bir anımız, tek bir şimdimiz ve tek bir geçmişimiz var ama seçebileceğimiz tek bir geleceğimiz var. Neden sevgi ile hayatın anlamsızlığına son vermeyelim?
Gökhan
http://www.kuark.org/atmaca<br><br>İletiyi düzenleyen: _Atmaca_, de: 19/01/2008 21:41