Mektup ve Fotoğraflarınızı Ay’a Gönderin

İngiltere’de “Lunar Missions Limited” isimli bir şirket Ay yüzeyinde gerçekleştireceği projeler için ilginç bir bağış yolu tercih etti. Şirket, halktan toplayacağı bağışlar ile 10 yıl içerisinde Ay’a göndermeyi planladığı uzay aracında bağışçıların mektup, fotoğraf ve DNA’larının yer alabileceğini söyledi. Yaklaşık 500 milyon sterlin maliyete sahip proje ile Ay yüzeyine kapsül indirilmesi planlanırken aynı zamanda araç içerisinde “zaman kapsülü” ile bağışçılara ait verilerin gömülmesi planlıyor.

Şirketin projeyi gerçekleştirmeyi yönelik finansmanı halktan toplanacak bağışlar ile karşılaması, bir anlamda bu çaptaki projeler için bir ilk olurken ihtiyaç duyulan desteğin ABD merkezli Kickstarter aracılığıyla yapılacağı söylendi.

Ay’a DNA, Fotoğraf ve Mektup Göndermek İster Misiniz?

Şirket, projeye katkıda bulunacak bağışçılar için ilginç bir formül geliştirirken bağışta bulunanların Ay’a gömülecek olan zaman kapsülüne kendilerine ait bir hatırayı ekleyebileceklerini söylüyor. Kickstarter aracılığıyla projeye destekte bulunan bağışçılar aynı zamanda Lunar Missions Klübü’nün daimi üyesi olacak ve proje hakkında tüm detaylı bilgilere anlık olarak erişecek.

Şirketin kurucularından olan David Iron, Ay yüzeyine gömülecek “zaman kapsülünü” kişisel bir kapsüle benzetirken dileyenlerin bir mektup ya da fotoğraf arşivi ekleyebileceğini söylüyor. Iron, bağış yolunun seçilmesinde hükümetlerin uzay projelerine yeteri kadar kaynak ayırmamasının etkisi olduğunu ve ihtiyaç duyulan kaynağın bu yolla karşılanacağını vurguladı.

Kapsül Ücretlendirmeleri

Proje kapsamında Ay yüzeyine gömülecek kapsül için göndereceğiniz mesajlar birkaç sterlin ile ücretlendirilirken videolar ortalama 200 sterlin, DNA örnekleri için saç teli ise 50 sterlin karşılığında eklenebilecek. Projeye göre kapsülün ay yüzeyinden yaklaşık 100 metre derinliğe inmesi ve çıkarılan parçanın bilim adamlarına teslim edilmesi planlanıyor.

Bir anlamda ilk olacak proje ile 2024 yılına kadar kapsülün Ay’ın Güney yüzeyine inmesi ve bu bölgede insanlar için bir uzay üssünün kurulup kurulamayacağının incelenmesi bekleniyor.

Kaynak ve Daha Detaylı Bilgi için;

Lunar Mission One

Richard Feynman’ın Fizik Dersleri Ücretsiz Olarak Yayında

Richard Feynman Fizik Dersleri

11 Mayıs 1918 yılında doğan ve 15 Şubat 1988 yılında ölen Richard Feynman, 20. Yüzyılın en ünlü ve önemli fizikçileri arasında yer almaktadır. Özellikle Kuantum Elektrodinamiği üzerinde yapmış olduğu çalışmalar nedeniyle 1965 yılında Julian Schwinger ve Sin-Itiro Tomonaga ile birlikte Nobel Fizik ödülünü kazanmıştır. Oldukça ilginç ve hareketli bir yaşama sahip olan Feynman, 16 yaşına geldiğinde türev ve integral hesaplamalarını her açıdan kavramıştı.

17 yaşında MIT’e giren Feynman, Lisans eğitimi sonrasında Princeton Üniversitesi’ne kabul edildi. Burada doktorasını tamamladıktan sonra 1942 yılında Manhattan Projesi için çağrılan ünlü fizikçi henüz 24 yaşındayken kritik kütle için önemli olan uranyum miktarını tespit etmek için çalışmıştır.

Richard Feynman Fizik Dersleri Ücretsiz Olarak Yayınlanıyor

Kuantum Elektrodinamiği dışında parçacık fiziği ve süperakışkanlık gibi konularda da önemli çalışmalar yürüten Feynman’ın, 1961 – 1963 yılları arasında üniversite 1. Sınıf öğrencilerine vermiş olduğu dersler, ilerleyen dönemde üç cilt olacak şekilde kitap haline getirilmişti. Feynman Fizik Dersleri olarak sunulan bu kitaplar halen en popüler fizik kitapları arasında yer almaktadır.

Geçtiğimiz günlerde Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü tarafından internete yüklenen bu kitaplar ile fizik konuları, yorucu matematiksel ayrıntılara girilmeden oldukça sade ve yaratıcı bir dil ile fizik konularını aktarıyor. Ayrıca internet üzerinde yayınlanan bu kitaplar dışında Türkçe’ye çevrilmiş olan Fizik Yasaları Üzerine, Altı Kolay Parça ve Altı Zor Parça gibi Feynman kitaplarına da ulaşabilirsiniz.

Richard Feynman Fizik Derslerine Ulaşmak İçin Tıklayın

Zamanda Yolculuk Bir Tehdit Mi? Bölüm 4

zaman yolculuğu tehdit mi

Zaman yolculuğu ve bilhassa geçmişe yolculuğa ilişkin yapılan pek çok araştırmanın temelinde, Einstein’in görelilik teorisi yer alıyor. Basit bir örnek ile ifade etmek gerekirse kara deliklerin sahip olduğu güçlü kütle çekim kuvveti, uzay – zamanı bir eğri şeklinde bükerek zaman döngüleri oluşturmaktadır. Fakat bu eğrinin yalnızca kendi çevresinde yüksek hızda dönen kara delikler tarafından oluşturulduğu da bilinmelidir.

Henüz elimizde bu eğriyi oluşturan bir kara delik yok. Bilim insanlarına göre CTC olarak adlandırılan bu kapalı zaman eğrisi geçmişe yolculuğun anahtarı olarak görülüyor. Hawking ve diğer fizikçiler için bu CTC’ler büyük rahatsızlık uyandırmakta. Öyle ki insanın geçmişe giderek geçmişi, geçmişe gitmelerini önleyecek şekilde değiştirmesi zaman paradoksuna neden oluyor. Net bir ifade ile geçmişe yolculuk yapmak Evren’deki neden – sonuç ilişkisini de olumsuz etkiliyor.

Zaman Yolculuğu – Hangi Yolu Tercih Etmeliyiz?

Ünlü fizikçi David Deutsch, Heisenberg’in belirsizlik ilkesi uyarınca, deney masası üzerinde bir fotonun izleyeceği iki yol içerisinden hangisini seçmemiz gerektiğini bilemeyeceğimizi söylüyor. Fakat %100 olmasa da %80 oranında doğru tahminde bulunmanın mümkün olduğunu vurguluyor. Kuantum fiziğinin sahip olduğu determinist – olasılıkçı yaklaşım geçmişe etki etmemize de izin veriyor.

Bilim insanları zaman yolculuğu, kara delikler, zaman eğrileri ya da diğer tüm paradokslar üzerine pek çok çalışma yürütmüş olsa da henüz genel görelilik ve kuantum fiziğini birleştirebilmiş değil. Fakat Tim Ralph ve arkadaşları tarafından Deutsch’un CTC olarak adlandırılan modeli üzerine bir simülasyon hazırlandı. Simülasyon üzerinde yapılan testlerde ise yaklaşık 20 yıllık süreçte Deutsch tarafından öne sürülen pek çok teorinin doğru olduğu görüldü. Fakat her zaman ki gibi karşımıza çıkan bir sorun yine kafaları kurcalıyor. Büyükbaba paradoksu!

Ünlü fizikçi Erwin Schrödinger’in belirsizlik ilkesine bağlı olan kedi senaryosunu hatırlarsınız. Bu senaryoya göre kapalı bir kutu içerisinde zehir şişesi, şişeyi kırabilecek bir çekiç ve kedi bulunmaktaydı. Çekiç, bozunma ihtimali %50 olan bir parçacığa bağlanmış ve parçacığın bozunması durumunda şişe kırılacak kedi ölecekti. Fakat belirsizlik ilkesi uyarınca insanlar kutuyu açmadığı sürece kedinin ölüp ölmediğini göremeyecekti. İşte bu nedenle geçmişe yolculuk için bir insan yollamak yerine atomaltı bir parçacık yollayarak determinist makroskobik evren, kuantum dünyasına bağlanabilir.

Yararlanılan Kaynaklar

(1) Popular Science – Ekim 2014

Solucan Delikleriyle Geçmişe Yolculuk – Zaman Eğrileri Bölüm 3

solucan delikleri ve zamanda yolculuk

Önceki iki yazımızda zaman yolculuğuna ilişkin paradokslar, olası senaryolar ve muhtemel sorunlar hakkında bazı bilgiler sunmuştuk. Aslında solucan delikleri ile geçmişe yolculuğa ilişkin bilgi vermeden önce 2009 yılında Stephen Hawking tarafından yapılan çılgın partiden söz etmek gerekiyor. Hawking, Cambridge Üniversitesi’nde 2009 yılında büyük bir parti vereceğini duyurdu. Partiye çok sayıda seçkin konuk davet edilirken 28 Haziran günü partiye kimsenin gelmediği görüldü.

Hawking, davetiyeleri parti başladıktan sonra göndermiş ve gelecekten gelen zaman yolcularını davet etmek istediğini belirtmişti. Ancak Hawking’in burada vermek istediği mesaj geçmişe yolculuğun mümkün olmadığı şeklindeydi. Tim Ralph, yapmış olduğu çalışmalar ile gerçek zaman makinesinin günümüz şartlar altında yapılmasının pek mümkün olmadığını söylerken matematiksel olarak bu yolculuğun mümkün kılınabileceğini söylüyor. Olası bir zaman yolculuğu yalnızca insanın evrene bakış açısını değiştirmeyecek aynı zamanda kriptografiden, siber savaşa, istihbarattan kuantum bilgisayarlara kadar yeni kapıların açılmasını sağlayacak.

Solucan Delikleri ile Geçmişe Yolculuk Rehberi

solucan deliğini bükmekEinstein’in görelilik teorisine göre solucan deliklerinin uzayda, iki uzak noktayı birbirine bağlayan bir kısayol oluşturduğu görülüyor. Henüz uzayda yapılan çalışmalarda bir solucan deliği tespit edilemezken solucan deliklerinin teoride kestirme bir tünel açtığı, ışık hızı aşılmadan yolculuk imkanı sağladığı biliniyor. Solucan deliklerinin bir diğer özelliği ise iki kara delikten oluşması ve tüneller içerisinde uzay – zaman büken oldukça güçlü kütle çekim alanı yaratmasıdır.

Teoride solucan deliğini örneklemek gerekirse Dünya’da açılacak bir delik ile Ay’ın yörüngesinde olan bir başka solucan deliğini bağlamak mümkündür. Öyle ki Ay’ın yörüngesinde olan bu deliğin, ışık hızına yakın bir hızda Güneş Sistemi dışına taşınması ve bir ucu bükülerek Dünya’daki ucuyla yan yana getirilmesi durumunda zamanda yolculuk yapmak mümkün olacaktır. Görelilik teorisine göre solucan deliğinin ışık hızına yakın bir hızda hareket eden bir ucunda 1 saniye geçerken Dünya’da yaklaşık 24 saat geçmiş olacak. Bu sayede Dünya’da bulunan ilk solucan deliğinden giren kişi bir saniye sonra diğer delikten Dünya’ya girdiğinde yaklaşık 24 saatlik bir zaman dilimini 1 saniye de aşmış olacak.

Ünlü Fizikçi Kip Thorne göre bu durum enerjinin korunumu ve klonlama yasağını ihlal ediyor. Bir anlamda Evren’in geçmişinde artacak enerji miktarı hem zaman yolcusunun hem de solucan deliğinin büyük bir patlama ile yok olmasına neden olacaktır. Bir önceki yazımızda bu duruma farklı bir açıklama getirmiş olsak da günümüz Fizik yasaları ile zaman yolculuğunu pratikte gerçekleştiremeyecek gibi görünüyoruz.

Zamanda Seyahate İlişkin İlk İhlal – Olası Senaryolar Bölüm 2

paralel evrenler

Zamanda yolculuk, bugün ortaya çıkan bir konu olmayıp yüzyıllardır insanların ihtiyaçlarına yönelik dile getirdiği bir konu olarak düşünülmektedir. Öyle ki M.Ö 700’lü yıllarda Mahabharata destanında Kral Revaita’nın zaman yolculuğuna ilişkin hikayeler anlatılmakta, yaratıcı olan Brahm’yla buluşması ele alınmaktadır.

Her ne kadar eski dönemlerde zamanda yolculuk, sadece fantastik hikayelere konu olsa da son 100 yıllık süreç içerisinde bilim insanları tarafından pek çok olası senaryo ortaya atılmış, zamanda seyahatin gerçekliği üzerine tartışmalar yapılmıştır. Bu senaryolardan ilkinde geçmişe yolculuk yapan ve geçmişi değiştiren kişinin dolaylı olarak geleceği de etkilyeceği, bunun büyükbaba paradoksuna yol açacağı söylenmektedir.

Bir diğer senaryoda ise geçmişe yolculuk yapmak isteyen kişi için kuantum salınımlarını çoğaltmanın bir yolu olmaması nedeniyle, hedefe ulaşılamadan kişi ve zaman makinesi yol olacaktır. Son senaryoda ise geçmişin değiştirilebileceği mümkün olarak görülmektedir. Üçüncü senaryo’ya göre kişi kendi büyükbabasını (büyükbaba paradoksu) öldürse dahi orjinal evrene alternatif, paralel evren ortaya çıkacak ve zaman yolcusu, kendisinin hiç doğmadığı bu evrende misafir olarak yaşayacaktır.

Zamanda Yolculuk İçin Enerjinin Korunumu İhlal Edilmeli

Bir anlamda üçüncü senaryonun mükemmel klonlama olduğu söylenebilir. Önceki yazılarımızda bu durumun bir sorun teşkil ettiğini ve mükemmel klonun yaratılamayacağını söylemiştik. Fakat teoride bu sorunu aşmak mümkün gibi görünüyor. Öncelikle geçmişe müdahale eden ve büyükbabasını öldüren bu kişi, hiç doğmadığı bir evrene geçiş yapacağı için kendisi ile hiç bir zaman karşı karşıya gelmeyecektir. Teoride kulağa hoş gelen bu durumun gerçekleşmesi için, enerjinin korunumu yasasının ihlal edilmesi gerekiyor.

Termodinamik yasalarında yer aldığı şekli ile tekil evrenler, kapalı bir kutu gibi enerjinin  azalmadığı ya da artmadığı ortamlardır. Bu durum ele alındığında paralel evren oluşturan ve buraya geçen yolcunun, davetsiz bir misafir olarak kabul görmesi gerekiyor. Çoklu evren konusu üzerinde yoğun araştırmaları olan Prof. Leonard Susskind’e göre çoklu evreni oluşturan tek evrenlerin hiçbiri, fiziksel açıdan kapalı bir sisteme sahip değil. Bu anlamda büyük farklı evrenler ve diğer paralel evrenler, mega evrenin yalnızca küçük bir parçasıdır.

Bu açıklamaya göre zaman seyahati yapan ve büyükbabasını öldüren kişi, paralel evrende sıkışmış ve evrenin enerjisini artırmış olsa da totalde mega evrenin toplam enerjisine herhangi bir etki yaratmıyor ve bu durumda enerjinin korunumu yasası ihlal edilmemiş oluyor.

Bir sonraki yazımızda  Stephen Hawking’in teorileri ve solucan delikleriyle zaman yolculuğu hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Zaman Paradoksu – Zamanda Yolculuk Bölüm 1

zaman paradoksları

Daha önce zamanda yolculuğa ilişkin hazırladığımız yazılarda merak edilen bazı sorulara cevaplar sunmaya çalışmıştık. Pek çok insan için oldukça ilgi çekici olan zamanda yolculuk genellikle geçmişi değiştirmeye yönelik bazı soru işaretleri içeriyor. Filmlere konu olan ve geçmişe yapılan yolculuklarda kahramanlarımızın geçmişi değiştirmeye çalıştığını görmüşsünüzdür.

Yazımızın ana konusunu da oluşturan zaman paradoksunu, “zaman geçişinin devinim hızına bağlı olarak ortaya çıkan zaman farkı” şeklinde tanımlayabiliriz. Örneğin, bir uzay gemisi içerisinde 30 yıl boyunca gökte dolaşan astronot, uzay gemisinde ki saatlere göre on altı yıl yaşlanmış olacaktır. Yani, uzay yolculuğuna çıktığı sırada kendisinden dört yaş küçük olan kardeşini, otuz yılın sonunda Dünya’ya döndüğünde kendisinden on yaş büyük bulacaktır.

Bu olayın temelinde Einstein tarafından açıklanan özel bağıntılılık kuramı yer almaktadır. Uzay gemisinin sahip olduğu devinim hızı oldukça yüksek olacağı için gemide ki saatler, Dünya’ya oranla çok daha yavaş işleyecektir.

Geçmişi Değiştirebilir Miyiz? Zaman Paradoksu

Basit bir örnek ile başlamak gerekirse, geçmişe dönerek büyükbabanızı öldürdüğünüzü düşünün. Bu teoriye göre kendi büyükbabasını öldüren bir kişinin gelecekte var olması mümkün değildir. Yine aynı sebeple bu kişinin geçmişe giderek büyükbabasını öldürmesi de mümkün olmayacaktır. Bilim insanlarına göre geçmişe yolculuğa ilişkin soru işareti doğuran bu durum, büyükbaba paradoksu olarak açıklanmaktadır. Ancak Einstein’in görelilik teorisine göre geçmişe yolculuk mümkün gibi görünüyor.

Queensland Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada, süper bilgisayarlardan yararlanılarak, kara delikler aracılığıyla zaman yolculuğunun simülasyonu inşa edildi. Kuantum fiziği açısından Einstein tarafından öne sürülen durumun mümkün olabileceği düşünülürken, fizikçi Kip Thorne göre, yoktan madde ve enerji yaratılamayacağı için geçmişe yolculuk mümkün değildir. Yine enerjinin korunumu yasasına göre de bir kişinin birebir kopyasının çıkarılması imkansız gibi görünüyor.

Kuantum Bilgisayarların Zaman Yolculuğundaki Rolü

Queensland Üniversitesi’nde yapılan çalışmaya tekrar döndüğümüzde Heisenberg’in belirsizlik ilkesine göre geçmişe yolculuğun mümkün olabileceği görülüyor. Günümüzde bu çapta bir yolculuk mümkün kılınamasa da mikroskobik boyutta kuantum fiziği ile bunun gerçekleşebileceğine inanılıyor. Ancak (MIT)’de görev alan Seth Lloyd’da göre bunun başarılabilmesi için paralel evrende de çalışan bir kuantum bilgisayar geliştirilmesi gerekiyor.

Yararlanılan Kaynaklar

(1) http://tr.wikipedia.org/wiki/Paradokslar_listesi

(2) Popular Science Ekim 2014

Wilhelm Eduard Weber

Wilhelm Eduard Weber ( 1804 -1890 ), Alman fizikçi. Teoloji profesörü Michael Weber’in oğludur.

Matematik, jeodezi ve astronomi alanlarında çalıştı. 1807 yılında
yıldız gözlemevi direktörlüğü yapmaya başladı. 1831’den sonra Carl
Friedrich Gauss ile bir ekip kurup, o günlerde büyük bir karmaşa
yaratan elektromanyetizma teorisini yeniden ele aldı. Manyetizmanın
ölçülmesine yönelik çok hassas yeni birimler oluşturdu mutlak yer
manyetik alanı ölçümleri yaptı elektromanyetik yüklerin etkileri
hakkında çok önemli teoremlere ulaştı.

Manyetik maddelerin molekülleri iki kutuplu birer küçük mıknatıs gibi
oldukları ve mıknatıslanmamış bir maddede bu küçük mıknatıslar rast
gele bulunduklarından birbirlerinin manyetik alanını yok ettiklerini ve
böylece maddenin çevresinde herhangi bir alan meydana gelmediğini
saptayarak bu manyetik madde mıknatıslandığında moleküler mıknatıslar
zıt kutupları uç uca gelecek şekilde sıralanarak madde çevresinde
manyetik alanı olan mıknatıs haline geldiğinden hareketle ; “Bir çubuk
mıknatısın moleküllerine kadar bölündüğünde yine iki kutuplu mıknatıs
elde edileceği ve mıknatısların uçlarında manyetik alanın en büyük
olduğu” anlamına gelen [[Moleküler teori]]yi ortaya atmıştır. 1833
yılında Gauss ile birlikte Göttingen’te ilk elektromanyetik telgrafı,
buldular.

Manyetik akı nın SI birim sistemindeki karşılığı olanr weber Wb, onun anısına, Alman fizikçinin adını taşır.

Linus Pauling


Linus Carl Pauling 28 şubat 1901’de Portland, Oregon’da doğar.
1917’de Oregon State College’a girer ve 1922’de kimya mühendisliğinden
mezun olur. Ardından California Institute of Technology’de doktoraya
başlar ve 1925’te buradan kimya ve matematiksel fizik doktorasını alır.
Bu yıllarda ilgisini en çok kimyasal bağlar, molekül yapıları, iyonik
katılar gibi konular çekmektedir ve yine o dönemde çok büyük atılım
yapan kuantum fiziğinin bu konuları açıklamadaki öneminin farkına
varır. Kendi adıyla anılan bir elektronegatiflik skalası düzenler ve
kimyaya iki çok önemli kavramı sokar: hibritleşme ve rezonans. 1939’da
ilerki yıllarda deyim yerindeyse efsaneleşen kitabı The Nature of the
Chemical Bond and Structure of Molecules and Crystals’ı yazar.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra savaş karşıtı söylemleriyle dikkat çeker ve
bu, 1950’lerin başında kendisine pasaport verilmemesine kadar varır.
1948’de polipeptitlerin temel konformasyonlarından olan (ki bu,
proteinlerin sekonder-ikincil yapısına tekabül eder) α-heliks yapısını
önerir. 1953’te Watson ve Crick DNA’nın yapısını keşfedene kadar bu
konu üzerine eğilir(hatta bir yarış halindedirler) ve 1954’te Nobel
Kimya Ödülü’nü alır. Sovyetler Birliği ve Amerika arasındaki nükleer
silahlanmaya karşı çıkar ve 1958’de No More War! kitabını yayımlar.
1962’de Nobel Barış Ödülü’nü alır ve iki nobel ödülünü tek başına
kazanan tek kişi olarak tarihe geçer. 1960’ların ortasında daha önce de
ilgisini çekmiş olan beslenme biyokimyasına yönelir ve özellikle C
vitamini ve onun vücuttaki etkileriyle ilgilenir. Bu dönemde yazdığı
Vitamin C and the Common Cold, Cancer and Vitamin C ve How to Live
Longer and Feel Better kitapları da ayrıca ünlüdür.

Hayatı boyunca kuantum fiziğinden kimyaya, sivil özgürlüklerden sağlığa
kadar birçok konuyla ilgilenmiş, bu 20. yüzyılın en büyük kimyacısı 19
Ağustos 1994’te 93 yaşında ölür.

El-Cezerî

Cezeri’nin kitabından, suyla çalışan bir mekanizma

Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmemekle birlikte 1136-1206
yılları arasında yaşadığı tahmin edilen Cezeri’nin su saatleri, su
robotları, otomatik termos gibi birçok teknik ve mekanik buluşu
yaşadığı dönemde de izleyenleri şaşırtırdı. Ama asıl ilginç olan
Cezeri’nin bilgisayarın dayandığı sistemin ve sibernetik biliminin
temellerini atan bilim adamı olmasıdır. Ebû’l İz El Cezeri,
bilgisayarın babası olarak bilinen İngiliz matematikçi Charles
Babbage’den 6 yüzyıl önce aynı sisteme dayalı makineler ve otomatik
aletler yaptı ve bunları çalıştırdı; sibernetiğin kurucusu olarak
bilinen nörolog Ross Ashby’den 800 yıl önce de sibernetik ve otomatik
makinelerin kendi kendine çalışması konusunda bilimsel çalışmalar
yaptı; bu bilimin temellerini attı.

Dünya bilim tarihi açısından bugünkü sibernetik ve robot biliminde
çalışmalar yapan ilk bilim adamı olan Ebû’l İz El Cezeri, çalışmalarını
Artukoğulları Sultanı için yazdığı Kitab’ül-Cami Beyn’el İlmi ve
el-Ameli’en Nafi fi Sınaati’l Hiyel (Mekanik Hareketlerden
Mühendislikte Faydalanmayı İçeren Kitap) adlı eserinde ortaya koydu.
50’den fazla cihazın kullanım esaslarını, yararlanma olanaklarını
çizimlerle gösterdiği bu olağanüstü kitapta Cezeri, “Tatbikata
çevrilmeyen her teknik ilmin, doğru ile yanlış arasında kalacağını”
söyler. Bu kitabın orijinali günümüze kadar ulaşamadıysa da, bilinen 15
kopyasından 10’u Avrupa’nın farklı müzelerinde, 5 tanesi Topkapı ve
Süleymaniye kütüphanelerinde yer almaktadır.

Kısaca Kitab-ül Hiyel adıyla bilinen eseri 6 bölümden oluşur. Birinci
bölümde binkam (su saati) ile finkanların (kandilli su saati) saat-ı
müsteviye ve saat-ı zamaniye olarak nasıl yapılacağı hakkında 10 şekil;
ikinci bölümde çeşitli kap kacakların yapılışı hakkında 10 şekil,
üçüncü bölümde hacamat ve abdestle ilgili ibrik ve tasların yapılması
hakkında 10 şekil; dördüncü bölümde havuzlar ve fıskiyeler ile müzik
otomatları hakkında 10 şekil; beşinci bölümde çok derin olmayan bir
kuyudan veya akan bir nehirden suyu yükselten aletler hakkında 5 şekil;
6. bölümde birbirine benzemeyen muhtelif şekillerin yapılışı hakkında 5
şekil yer alır.

Teorik çalışmalardan çok pratik ve el yordamıyla ampirik çalışmalar
yapan Cezeri’nin kullandığı bir başka yöntem de yapacağı cihazların
önceden kağıttan maketlerini inşa edip geometri kurallarından
yararlanmaktı. İlk hesap makinesinden asırlar önce aynı sistemle
çalışan benzer bir mekanizmayı, geliştirdiği saatte kullanan Cezeri,
sadece otomatik sistemler kurmakla kalmamış, otomatik olarak çalışan
sistemler arasında denge kurmayı da başarmıştı. Cezeri, Jacquard’ın
otomatik kontrollü makinelerin ilki sayılan otomatik dokuma tezgahından
600 yıl önce değişik haznelerdeki suyun seviyesine göre ne zaman su
dökeceğine, ne zaman meyve ve içecek sunacağına karar veren otomatik
hizmetçiyi geliştirdi. Bazı makinelerinde hidro mekanik etkilerle denge
kurma ve harekette bulunma sistemine yönelen Cezeri, bazılarında ise
şamandıra ve palangalar arasında dişli çarklar kullanarak karşılıklı
etkileme sistemini kurmaya çalıştı. Kendiliğinden çalışan otomatik
sistemlerden sonra su gücü ve basınç etkisinden yararlanarak kendi
kendine denge kuran ve ayarlama yapan dengeyi oluşturması, Cezeri’nin
otomasyon konusundaki en önemli katkısıdır.